ÇAĞDAŞ
BİR DEVLETİN TEMELLERİ ATILIYOR..
Artık
sıra barış görüşmelerine gelmişti. Lozan Barış Konferansı, 20 Kasım
1922 günü toplandı. Aylarca süren, zaman zaman da çok çetinleşen bu
görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'ni -Mudanya görüşmelerinde
olduğu gibi- İsmet (İnönü) Paşa temsil ediyordu. Nihayet 24 Temmuz
1923 günü antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile yeni Türkiye Devleti'nin
bağımsızlığı bütün dünyaca onaylanıyor, millî sınırlarımız çiziliyor,
ekonomik alanda Osmanlılar devrinden kalma eski pürüzler temizlenerek
kapitülâsyonlar kaldırılıyordu. Diplomasi alanında kazanılan bu sonuç
gerçekten çok önemliydi.
Zira bu antlaşma Atatürk'ün ifadesiyle "Türk milleti aleyhine
asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığı zannedilmiş
büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir vesika" idi. "Bu
sebeple Osmanlı devrine ait tarihte benzeri görülmemiş bir siyasî
zafer eseri idi".
13
Ekim 1923'de Ankara, Büyük Millet Meclisi kararı ile, Türkiye Devleti'nin
Hükûmet Merkezi oldu. Artık mevcut yönetimin isminin de açıkça ifadesi
ve ilânı gerekiyordu. Nihayet 29 Ekim 1923 akşamı, yapılan bir Anayasa
değişikliği ile - Cumhuriyet ilân olundu. Milletvekilleri bu büyük olayı
ayakta "Yaşasın Cumhuriyet!" sesleriyle kutladılar. Bu sonucu
takiben Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Ankara Milletvekili Mustafa
Kemal Paşa, oy birliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhuriyetin
ilânı ile gerçekleşen bu büyük inkılâbın yanı sıra devlet örgütü ve toplum
yönetiminin de çağdaş devlet anlayışına uygun olarak lâikleşmesi gerekiyordu.
Böyle bir anlayış içinde halifeli Cumhuriyet söz konusu olamazdı. Bu sebeple
3 Mart 1924'te artık hiçbir lüzumu kalmayan, aksine zararlı bir kuruluş
halini almış bulunan halifelik de kaldırıldı ve son halifeyle beraber
Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkarıldı.
Artık
devletin modern bir şekil alması ve milletin çağdaş uygarlık seviyesine
en kısa zamanda erişebilmesi yolunda büyük inkılâplar birbirini takibe
başladı. Bu devre esnasında şapka ve kıyafet inkılâpları yapıldı. Halkı
uyuşukluğa sevk ederek her türlü hayat enerjisini yok eden tekkeler, zaviyeler,
türbeler kapatıldı; Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı. Lâik devlet prensibi
kabul edilerek din ve devlet işleri kesin olarak birbirinden ayrıldı.
Hukuk alanında, şeriye mahkemeleri ve Mecelle kaldırılarak Türk Medenî
Kanunu'yla beraber birçok yeni kanunlar kabul edildi.
 |
İlim
ve kültür işlerine büyük önem verildi; Türk Tarih Kurumu ve Türk
Dil Kurumu kurularak Türk tarihi ve Türk dili üzerinde çalışmalar
yapıldı. Medreseler kapatılarak çağdaş kültürü benimseyen Cumhuriyet
okulları açıldı. Eğitim ve öğretimde, lâik ve millî bir yol takip
edildi. Atatürk'ün en büyük eserlerinden biri olan Harf İnkılâbı
meydana geldi; Arap harfleri terk edilerek Lâtin harfleri esasına
dayanan Türk alfabesi yapıldı. Üniversite'de de büyük bir reform
gerçekleştirilerek ona çağdaş bir görünüm kazandırıldı; bu arada
ihtiyaç duyulan çeşitli fakülteler ve kürsüler açıldı. Uluslar arası
takvim, saat ve rakamlar kabul edildi. Kadın hukukunda reform yapıÎarak
Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanındı. |
Ekonomik
hareketlere önem verildi. 1923 yılında Türkiye'de ilk defa olarak bir
İktisat Kongresi toplanarak memleketin ekonomik problemleri görüşüldü.
Ziraî faaliyetler genişletildi; ticaret ve millî sanayi geliştirildi.
Sağlık işlerine önem verildi. Güçlü bir ordu kuruldu. Yeni Türkiye Devleti'nin
temeli olan bütün bu inkılâplara "Atatürk İnkılâpları" adı verildi.
İnkılâpların memlekette daha süratle ve daha sağlam yerleşmesi için bütün
Türk halkını içine almak üzere Cumhuriyet Halk Partisi teşkil edildi.
Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik ve inkılâpçılık
Türkiye siyasetinin ilkeleri olarak kabul edildi.
Milleti
çağdaş uygarlığa götüren bu zorunlu gidiş karşısında, muhalefeti teşkil
eden, fakat bir kolu da tutuculuğa ve gericiliğe dayanan bir grup tedirgin
oldu. Politik sahada da kendilerine temsilciler bulan bu grup, bütün bu
gidişten Atatürk'ü sorumlu tuttukları için ona birkaç suikast girişiminde
bulundularsa da muvaffak olamadılar ve millet tarafından tel'in edildiler.
Mustafa
Kemal Paşa, inkılâpların büyük kısmını başardıktan sonra Türk bağımsızlık
mücadelesini ve yeni Türkiye'nin kuruluşunu anlatan Büyük Nutku'nu yazdı.
Bunu 1927 yılında, Parti Kongresi'nde altı gün devam eden büyüleyici hitabetiyle
okudu. Değerli tahlil ve tenkitlerle dolu olan bu eser, Türk tarihinin
olduğu kadar Türk edebiyatının da ölmez eserleri arasında yer aldı.
http://www.ataturk.gen.tr
|